insanın gözüne düşmandır korku... çünkü hep aratır birilerini, bir şeyleri. bir yerlere baktırır gözleri çaresizce. göz düşer mi? korku, gözün düşkünlüğe ilk ve en büyük adımı olur. gözlerin hep sizi o korkudan arındıracak ya da koruyacak şeyi, kişiyi, her neyseyi arar. bulur mu? korkma, korkma ben buradayım diyen o sesi, bedeni, varlığı bulur mu?
korku... içimdeki dipsiz kuyudur; her seferinde ilk sesimi yutar. gözlerimin düşerek dizlerini kanatmış çocuğudur.
"ben buradayım, buradayım... beni unuttunuz! beni unuttunuz diye bir arabanın arkasından koşturur insanı korku"... oysa korku, ilk unutulmayı beklemez mi? en çok yalnızken sarmaz mı içi? bunu bilmek peki niye hiç bir damla olsun su serpmez içinize?
ben buradayım, bak gözlerime demez hiç kimse. çünkü kimseler hiç olmuştur, siz onları var sanarken.
yabancı oluverirler bir anda kalabalıkta. herkesten biri olurken, siz onların yanında hiçkimse olursunuz. oysa daha dün tanıdık değil miydi o yüzler? selamlaşmamış mıydınız çarşıda karşılaştığınızda? başıma bir şey gelse, o var dememiş miydiniz? güvenmemiş miydiniz? ah nasıl da inanmıştınız onlar varken, korku dağlarınızı bekleyemez sanırdınız. çocuk muydunuz?
ah hem de nasıl...
çocuktum. düştüm. dizleri kanayan bir çocuktum; korktum eve gitmekten. evde korku beni bekliyordu. canımın acısını unutturacak kadar korkuyordum şimdiden evde beni bekleyen korkudan.
korku evde beklerdi.
gözleriniz düşerdi yere. düşkün bir çocuktu gözlerim yüreğimde. korkuyla başa çıkamazdı yalnızlığım. gözlerim her yerde hep arardı. ah hep arardık;
"korkma, ben buradayım" diyecek o şeyi...
ama hiç bulamadık. ne yazık...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder